Sosyal ..

Sonsuzluğun karşısında duran, sonu belirli bedenler içinde yaşıyoruz. Hepimizin karakterleri farklı, hepimiz farklı tatlardan haz alıyoruz. Gayelerimiz farklı ve farklı elbiseler giyiyoruz. Hepimiz aynı ağaca baksak bile hepimiz baktığımız ağaçta farklı şeyler görüyoruz. Hepimiz aynı dili konuşsak bile aslında farklı dilleri konuşuyoruz. Hepimiz yalnızlıktan çok fazla korkuyoruz ama hepimiz aslında yalnız yaşıyoruz…

Biz insanların en büyük kabiliyetlerinden biri  empati kurabilmek. Karşımızdaki insanın yerine kendimizi koyabilmek ve onu anlayabilmek. Bunu yapabilecek kabiliyette başka bir canlı var mıdır ? bilemiyorum. Ama var olan insanların yarısından fazlasının bunu da iyi beceremediklerini biliyoruz. Dünya ya gelmeyi siz seçmediniz, tüketmeyi siz seçmediniz veya hasta olmayı siz seçmediniz. Kendinize ve ailenize bazı şartları sağlayabilmek için çalışmanız gerekiyor. Bundan dolayı bir işe giriyorsunuz. Bu iş kabiliyetleriniz doğrultusunda herhangi bir meslek de olabilir vasıf gerektirmeyen işçilikte. Bir işe giriyorsunuz ve belli bir ücret karşılığında çalışmaya başlıyorsunuz. Peki size hakkınızı verecek olan kişi veya taraf kim ? Oda aslında sizin ve benim gibi insanlar değil mi ? Peki ya o insan veya insanlar sizin hakkınızı aslında hak etmediğinizi düşünürlerse ? O halde hakkınızı nasıl alacaksınız ? İnsanlık tarihini geriye dönük incelediğimiz zaman güçlü olanın her zaman haklı gösterildiğini veya haklı olduğunu -aslında istediğini yaptığını – görüyoruz. Peki o zaman sizin haklılığınızın bir anlamı oluyor mu ?  Bir de şöyle düşünelim ve şöyle bakalım. Buna benzer durumların insanların inisiyatifine bırakmamak için insanlar bir araya geliyor ve toplumları oluşturuyorlar. Toplumlar bir araya gelip üniter yapıları yani devletleri oluşturuyorlar. Topluluklar kendi devletlerini oluşturmak ve oluşturdukları o devletleri hayatta tutabilmek için büyük bedeller ödüyorlar. Peki neden ?!  Neden bu büyük zahmetlere katlanıyorlar ?

Çünkü insanlar aileleri ve çevresindeki önemsediği insanlar için sosyal haklarının korunmasını istiyorlar. Herkes çocuğunun güzel bir eğitim alabilmesini ve bu imkanlara sahip olabilmesini ister. Herkes anne ve babasının güzel sağlık imkanlarına ulaşabilmesini ister. Herkes sevdiklerinin güven içerisinde yaşayabilmesini ister. Bunlar karşılığını düşünemeyeceğiniz olgulardır. Dünyanın her yerinde bu koşulların peşinde koşar insanoğlu. İşte bunun içindir ki devlet kurarız. Kurduğumuz devlet bize güvenlik, barınma, sağlık, eğitim imkanları sunar. O devleti oluşturan insanlarda bu imkanların sonu gelmemesi için vergi öderler ve sistemin ayakta durmasını sağlarlar. Peki ya devletiniz size eşit imkanlar sunmadığı halde sizden eşit bedeller isterse ? Büyük paralar kazanan bir işadamına yılda bir vergi indirimi uygularken aynı işadamının senin sigortanı eksik yatırmasına göz yumarsa ? Sen hakkını nasıl arayacaksın ? Belki de hemen aklınıza gelmiştir iş mahkemelerinin olduğu. İşvereninizi mahkemeye verdiğinizde mahkemeyi kazansanız bile aynı bölgede benzer işyerleri olan işverenlerin size iş vereceğini düşünüyor musunuz ? Hangi fabrika işçisi mahkemeye verdiği işvereni tarafından piyasada karalanmadı ? Peki o işçi devleti için o işveren kadar özverili çalışmıyor mu ? Maalesef her şey göstermelik kalıyor.  Devletimiz çevre mühendislerinin bir işyerinde çevre mühendisliği görevini icra ederken aynı zamanda aynı işyerinde iş güvenliği uzmanlığı görevini icra edemeyeceğini, aksi halde belgesinin iptal edileceğini kanunlarında, yönetmeliklerinde yazılı bir şekilde söylüyor fakat sanayi bölgelerinde bulunan bir çok işyerinin iş güvenliği uzmanları ilgili firmaların aynı zamanda çevre mühendisliği görevini icra ediyor. Peki devletimiz nerede ? Arayıp konu hakkında bildirim yapmaya çalıştığınızda ise sizden firmanın ismini ve ilgili mühendisin ismini istiyorlar. Yani ihbarınızı değerlendirmemek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Devletimiz sendikalaşma hakkı veriyorken işverenler bu hakkı kullandırmamak için kağıt üzerinde her zaman ikinci bir şirketi hazır tutuyorlar ve çalışanları usulsüzce çalıştırıyorlar. Sendikalaşma yoluna giden işçileri yıldırma politikaları ile yıldırıp ya istifa etmeye zorluyorlar yada bir çok kanuni açığı bulunan yönetmeliklerden faydalanıp tazminatsız olarak iş akdine son veriyorlar. Peki bu durumda devletimiz ne yapıyor ? Evet, unutmuştuk iş mahkemeleri vardı değil mi ? Mahkemeyi kazansanız bile iyi niyet karinesi adı altında işveren lehine karar verebiliyorlar. İşyerinde aş korkusu taşıyan işçilerden yalancı şahitler devşiriliyor, görevlendirilen bilir kişiler görevi nedeni ile dosya başına devletten 300 Türk Lirası alırken işveren bilir kişiye 10.000 Türk Lirası veriyor, Ağanın oğlu çeşme başını tutuyor ama marabanın oğlu yalaktan su içmeye zorlanıyor. Şehit haberleri yoksul evlere geliyor. Dışarı çıkmama cezası yoksul insanların cüzdanlarına kesiliyor. Zaten işverenlerimiz fabrikalarda makine başında çalışmıyor ki, evlerinde veya ofislerinde dışarıya çıkmadan işlerini yönetiyorlar. Olan yine piramidin en altındaki kişilere oluyor.

Arkadaşlar gerçekten sosyal bir devletimiz mi var ? Eğer sosyal devletimiz var ise neden sosyal hayatlarımız arasında dağlar kadar fark var ?

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: